Çarşamba, Eylül 13, 2006

KIRTASİYECİLİK ÜZERİNE

Devlet memurluğu yapmış büyüklerimiz bilirler daha doğrusu zaten içlerine işlemiş olduğu için zaten öyle olması gerektiğini düşünürler; resmi yazışmaların o tuhaf anlaşılmaz üslubunu. Ya herhangi bir liste –iki veya üç madde bile olsa- hep ekte gönderilir ve “üst yazı” denen bir cihazla o listenin ne listesi olduğunu ve ne için gönderildiği belirtilir. Ya bir vatandaşın yazdığı dillekçe devri alem yapıp Avrupa İnsan Hakları Komisyonunun veya benzer bir büyük kurumun tabiri caizse “bilmem hangi” kararı ile karşılaşıp aynı dosyada karşınıza gelir ve bir bakarsınız kargacık burgacık bozuk bir yazının hemen altında Latince kelimelerin cirit attığı İngilizce bir yazı. Bazen karar yazıları olur ve filanca saatte filan yerde, filan kişiler toplandı, …. İşinin gereğine …. Şeklinde karar verildi şeklinde… Merak eder insan bu komisyonlar, kurullar yemiyor içmiyor da sürekli karar mı veriyor. Olurlar, tutanaklar, görevlendirmeler, raporlar = ofset ve kırtasiye firmalarına iş.

Şimdi basite indirgeyici bir yaklaşımla resmi yazışmaların ciddiyet ve sistematiği bozulsun denilemez ancak hepimizin bildiği bir gerçek vardır ki, saatlerce bir dosyayı aramak veya özel bir dosya hazırlamak için yüzlerce evrak içinden tek tek veri taramak hem sağlıksız hem de resmi kurumlarımızı hantallaştıran, hizmet kalitesini düşüren ve en sonunda personelin performansının daha yaratıcı işler üretmekten çok artık “angarya” sınıfına giren işlerle uğraşmasına neden olmaktadır. Bilgisayar teknolojileri evlerimize kadar girmeden önce bu durum ehven-i şer olarak kabul edilebilirdi. Ancak bu gün hiçbir resmi kurum bilgisayarsız kalmamıştır. En basit bir bilgisayar bile maharetleri bilinerek kullanıldığı ve düzenli olduğu takdirde bir “harika çocuk” olarak ortaya çıkar ve emek, zaman gibi değerli hususlardan tasarrufu sağlayacağı gibi, sağlıksız ve özensiz verilerin ortaya çıkmasını engelleyecektir.

Gelelim bizim resmi kurumlarımızda (en azından çoğunda) ve bilhassa personelin uzmanlar dışındaki normal personelin çalıştığı alanlara: Bu alanları tanımlamaya şöyle bir tasvir ile başlayabiliriz: Masanın üstünde bir yığın evrak, birkaç boş çay bardağı, masanın önünde hiçbir zaman dolu olduğunu görmediğim bir dolmakalem, çay markaları, zarflar, gazeteler, promosyon broşürleri… Personel sigarasını yakmış orada evrak için bekleyen gariban vatandaşın gözüne baka baka iş arkadaşıyla koyu bir sohbete dalmış arada da boş durmayıp tam önünde duran virüs ve ad-ware kaynayan Windows 98 bilgisayarında son model MSN’den “çevrimiçi” olan kişilerle chat yapıyor. Bir sayfadan da haftanın güzelinin galerisini izliyor. Vatandaş haliyle evrakını beklerken işinin yapıldığını zannediyor ve dualar ediyor, şaşırıyor; personel hem konuşup hem de evrak hazırlıyor. Saat 11:00’dan sonra bizim personel tam mod öğlen yemeğine hazırlanıyor ve evrak bekleyen gariban vatandaşa hadi öğleden sonra diyip chat yapmaya devam ediyor. Bu personel öğleden sonra saat 15:00 sularında evrakı bitiriyor evraka bakıyorsunuz iki satır yazıdan ibaret… Vatandaş yine de mutlu ertesi günkü dosya takibi için evrakını alıp dualar ederek çıkıyor.

Bilgisayar teknolojisi diyoruz; sistemli kullanıldığı takdirde zaman ve emek gibi hususlardan fevkalade tasarruf yapan cihaz. Ama aynı cihaz maalesef bizim kurumlarımızda ise zaman öldürmekten başak bir işe yaramıyor. Öyle ki, daktilo devri bile günümüzden daha hızlı diye düşünmeye başlıyor insan, çünkü bilgisayar gibi zaman öldüren bir cihaz yoktu. Gerçi günümüzde resmi kurumlarımızda bilgisayarın daktilo niyetine kullanıldığını, Word gibi kelime işlemci programlarının hiçbir özelliği kullanılmadan sadece fare ve klavye ile evrak tanzim edildiğini, daire bilgisayarlarında genellikle “hiçbir kayda değer evrak” bulunmadığını biliyoruz. Bir müdürün dahi bilgisayarını açtığınızda göreceğiniz yüzlerce word dosyası sizi yanıltmasın, tamamı yap boz şablon. Hiç biri düzenli değil.

MSN’den bahsetmişken MSN’in ülkemizdeki kullanım oranı hakkında bir haber de dikkate değer:

MSN Türkiye tarafından düzenlenen Reklam verenler için interneti etkin kullanma stratejileri konulu toplantıda, internet üzerinden gerçekleştirilen pazarlama çalışmalarının bugünkü durumu ve geleceği ele alındı, dünyadan başarılı uygulamalar gösterildi ve ölçüm sonuçları karşılaştırmalı olarak değerlendirildi.

Toplantıda konuşan Ebru Çapa, MSN Messenger in yüzde 418 ve MSN Hotmail in yüzde 158 oranında büyüdüğünü belirterek, Türkiye deki 6.7 milyon internet kullanıcısının MSN Messenger üzerinden iletişim kurduğunu ifade etti. Çapa, şunları kaydetti:İnternet artık bir pazarlama mecrası olarak kendini kanıtladı. Bireyler, gerek iş saatlerinde, gerekse serbest zamanlarında giderek daha çok süreyi MSN üzerinden etkileşim ile geçiriyorlar. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye de de çağdaş pazarlama tekniklerine inanan reklamverenler bu büyük resmi çok iyi görüyorlar ve tüketicilerine daha yakın olmak için sunduğumuz fırsatları değerlendiriyorlar.

msn.com.tr adresinden erişilen MSN Türkiye giriş sayfasının, son 15 ayda 3.3 milyon sayfa gösteriminden 80.1 milyon sayfa gösterimine ulaştığını belirten Çapa, 15 ay önce 613 bin olan bireysel ziyaretçi sayısının da 4.5 milyona çıktığını dile getirdi. E-posta servisi MSN Hotmail in 15 ay önce 1.9 milyon olan kullanıcı sayısının bugün 5.2 milyon düzeyine geldiğini, ücretsiz anında mesajlaşma servisi olan MSN Messenger in de Türkiye deki yaygınlığını artırdığını anlatan Çapa, Türkiye de 15 ay önce 1.2 milyon kullanıcının yararlandığı MSN Messenger i bugün 6.7 milyon kişinin kullandığını kaydetti. (Kaynak : ntvmsnbc.com)

….

Şimdi bir çoğunun aklına kağıt tüketimi ile ilgili o klasik istatistik gelecektir:

ÜLKELER KAĞIT TÜKETİMİ (Kg/kişi/yıl) (Bir yılda kişi başına düşen kağıt sarfiyatı (kg).
ABD 332
ALMANYA 187.7
JAPONYA 239
HOLLANDA 203.2
İNGİLTERE 163.5
AB ÜLKELERİ 190
DİĞER BATI ÜLKELERİ 203
ASYA ÜLKELERİ 26
AFRİKA ÜLKELERİ 5.5
DÜNYA ORTALAMASI 50.4
TÜRKİYE ORTALAMASI 42.0
İSTANBUL 53.0

(Kaynak: btdunyasi.com)

Bu istatistiğe bakarak gelişmiş ülkelerin daha çok kağıt tükettiği “vehmine” kapılanlar var. Herkes ABD ye bakıp kalıbı basıyor, kağıt tüketimi=medeniyet. Bu istatsitikte ilginç olan noktaya hiç kimse bakmıyor: AB Ülkelerinin listede adı geçenler hari. Tamamı Almanya veya Japonyadan daha az kağıt harcıyor!

Kağıt sarfiyatının teknik Zaraları bir yana bu kağıt çılgınlığının bir kağıdın %93’ünün kaynağı olan ormanlarımıza yaptığı zararı da unutmamak gerekir. Geri dönüşümlü kağıt kullanarak veya “kağıt imparatorluğunu” yıkarak atmosferdeki kirliliğin yüzde 74'ünü ve su kirliliğinin yüzde 35'ini engellemek mümkün olabilecek.

Kağıt fabrikası olan dostlar veya dünya kağıt sektörü devlerinin emmioğlu olanlar korkmasın, artık büyük kağıt firmaları durumun farkına vardıklarından şimdiden kolları sıvadılar. Dijital kağıt kullanacağımız günler de yaklaşmakta. Dünyaca ünlü Xerox firması: Gyricon adlı dijital kâğıt projesine hız verdi. Xerox firmasının haberine göre:

Elektronik kağıtla, gazete ve dergilerin, radyo-televizyon ve Internet karşısında yaşadığı gündemi geriden takip etme durumunun ortadan kalkacağı belirtilirken, okurlar anlık haberlere ulaşabilecek. Gazete yöneticileri ise flaş haberler ile gün içinde istenildiği kadar gazetelerini yenileme olanağına sahip olacaklar. Elektronik kağıda basılan gazetelerin bir diğer özelliği ise hareketli görüntülü olması olacak.

Elektronik kağıt, pazarlama iletişimi ve reklam faaliyetlerinde de kullanılabilecek. Bu teknoloji ile reklâm panosu olarak kullanılacak çeşitli büyüklüklerde kurulacak beyaz panolar üzerine, radyo dalgaları aracılığı ile reklâm içeriği ve görseli aktarılabilecek.

Resmi dairelerimizdeki bu çıkmazın bir an önce değerlendirilerek, tıpkı özel sektör kuruluşlarının bir ölçüde başardığı şekliyle bilgisayar teknolojisinin verimli kullanımına geçmesi ve bilgisayarı kullanıcı suistimallerinden koruyacak sistemler kullanması zaruridir. Aksi takdirde artan nüfus, ihtiyaçlar ve teknolojinin gerisinda kalmak yüzünden Osmanlının Batıya karşı devlet olarak, devlet elinin özel sektörlere karşı kurum olarak yaşadığı hezimeti yaşamaya devam edeceğiz. Bu hal üzere devlet daireleri artı değer üretmekten çok hantallığa, yolsuzluğa ve en sonunda özelleşmeye mahkum kalacaktır. Mümkün değildir dememek lazım, okul ve hastanelerin özelleşmesinin normal olduğu bir dünyada bir gün müftülüklerin, muhtarlıkların hatta karakolların bile özelleşmesinden korkulmalı…

Hiç yorum yok: