KİŞİSEL GELİŞİM ÜZERİNE
Dale Carnegie’yi hatırlayanlar iyi bilirler; “Söz Söyleme ve iş başarma sanatı”, “Üzüntüsüz yaşama Sanatı”, “Dost kazanma ve insanları etkileme sanatı” gibi kitapları ile bir dönem baskısını yapan her yayın evine 75’lere varan baskı adedi ile haklı bir gurur kaynağı olmuş ve bir o kadar da kar getirmişti. Bu kitaplar Carnegie’nin “uygulamalı psikoloji” kuramı üzerinden insan hayatının açmazlarını çözümünden, beşeri ilişkilerini geliştirmesi hususuna kadar her konuda psikoloji biliminin temel esaslarına dayanarak çözümler getirmekteydi. Carnegie kitapları bu manada bireylerin kendi zihinleri içinde aklıselim bir psikolog, teselli edici bir üstat yaratmalarını başarı ile sağlayan sağduyu verici ve sağduyulu kitaplardı.
Ne hikmetse, tam da okuyucular benzer kitapları ararken (en azından Türkçe yayınlar arasında) benim şahsen Carnegie kitaplarının halefi olarak gördüğüm kitaplar birer birer piyasa çıkmaya başladı. Bunlar da aynı rüzgarın etkisi ile yayın evlerine prestij oluşturmaya başladı. Bu moda bu güne kadar devam etti, kitapçı raflarında edebiyat, din, psikoloji, tarih başlıklı rafların yanına çoğumuzun gözünün alıştığı “kişisel gelişim” başlıklı raflar konacak kadar da popüler hale geldi.
Bu kitapların hepsi aynı şeyleri anlatmıyor, bir kısmı ciddi akademik araştırmalardan yararlanılarak bilimsel olarak hazırlanmış “didaktik” tarzda iken bir kısmı da sırf yazarının yaşam felsefesini anlatıyor. Diyeceksiniz ki yazarının yaşam felsefesi okunmaya değer mi; bence evet, nitekim kendi yaşamını, kendi imkânları ile dengeli ve huzurlu kılıp bir iç huşusu elde eden herkesin bunu sağlayana kadar elde ettiği düşünceler çoğunlukla okunmaya değerdir.
Bu kitaplar ne anlatıyor?
İç huzuru sağlamaktan sosyal ilişkileri geliştirmeye, stratejik düşünmekten zaman yönetimine planlı ve programlı çalışmaktan dikkat ve hafıza geliştirmeye bireyin hayatını dengeli bir yaşam sürmesi için gereken hemen her şeyi öğretiyorlar.
Bir kısmı ise benim sırf “gaza getirme kitapları” olarak yorumladığım türden, okuyucu bu kitapları okuduktan sonra “istersen dağlar dağlar, yerinden oynar” diyerek aşırı derecede pozitif olup kendine güven duyuyor. Eh bazı kişisel gelişim kitapları dürüst davranarak, kişisel gelişim kitaplarını aşırı dozajda kullananların kötü akıbetini açıklayarak erkenden ihtar ediyor. Bu tür kitapların yazarlarının hangi psikozla böyle eserler çıkardığını bilmiyorum. Tanrının insanların yaşamını düzenlemek için kutsal kitaplarda ne sırf cenneti ne de sırf cehennemi anlatmadığı, kulların zihninde ikisini de dengeli bir şekilde yerleştirdiği ve kulun “zerre-i miskal” bile olsa her ne yapmışsa ona göre meyvesini alacağını açıklayarak en objektif ve bilimsel kişisel gelişim yöntemini ortaya koyuyor. Ancak bu “gaza getirme kitapları” yazarları sürekli olarak cennetten bahsetmekten vazgeçmeliler.
Bazı şirketler neden “gaza getirme kitapları” sponsoru veya yayıncısı oluyor?
Eğer hala beylik çalışma hayatı düzeni olan “sabah sekiz akşam beş, Cumartesi Pazar yat, bir sayfa evrakı masanda süründür, bir çay içeyim de bakarım şu evraka” düzeni geçerli değilse ve kafa izni kavramının ne olduğundan haberdar değil iseniz birazdan anlatacaklarımı da siz anlamazsınız. Nitekim konumuz metropollerde yaşayan sabah beşe çok alışıp akşam beşi bir türlü evinde geçirmemiş, cumartesi ve pazarları da çalışan ve izin için dini milli bütün bayramlara duacı olan “kapitalistzede” officeman ve officegirl’lere hitap ediyor.
Kapitalistzedeler hiçbir zaman görüp iki çift laf edemeyecekleri yücelikte olan CEO’ları veya şirket sahiplerinin sonsuz çalışma hırsını daha doğrusu artık sadizmini demek daha doğru olur tatmin etmek için gece gündüz çalışırlar. Şikâyetçi olsalar da vazgeçemezler işlerinden çünkü ya mecburdurlar ya da tiryakisi olmuşlardır “o meretin”. Bu kişiler büyük şehirlerde “doğal asosyal” yaşam kıskacında kafayı yemekler yememek arasında gidip gelirken bizim patronlar ve kurmayları bu insanları kendine getirecek bir silkeleme yöntemi araştırırken, “psikolojik doping” yayınlar ortaya çıktı. Eh bu yayınların personelin iç huzurunu sağlaması patronların çok da umurunda değildi. Bu yayınların en güzel özelliği kapitalistzede’yi teşbihte hata olmasın at gibi koştururken çatlamasını engellemek onun bir günlük mesaisinden daha fazla kar etmesini sağlamaktı. Dolayısıyla bu yayınlara onlar destek verir oldular. Hatta bu da yetmedi, yoga, zen gibi felsefeleri de ele ayağa düşürüp “kafa masajı” haline getirdiler. Tabii ki bundan da ayrı bir kar ettiler.
Bu kitaplara bazı şirketlerin neden destek verdiğini Marksizm ile hafif de olsa lekelenmiş bir zihniyetle ironik bir biçimde yorumlamaktan kendimi alamadım.
Kişisel Gelişimin Daha Sağlıklı Bir yöntemi;
…olarak ben, bireyin felsefe ile uğraşmasını, okumayı ve “beyin çerezleri” ile değil, “beyin fastfoodları” ile de değil “beyin ilaçları” ile sağlamasını salık veririm. Gündelik yaşamınızda “ömrünüzün yetmeyeceğini” düşündüğünüz bir uğraşınız varsa ve bu uğraşı beyninizi zevkle yoruyorsa artık sizin kişisel gelişime ihtiyacınız yoktur…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder