KANIN TAKDİSİ:
Kanın takdisi: “Amacı ve kanı dökülen her kim olursa olsun, kan dökülmesini kutsal saymak. Kanı döküleni bu ritüelin bir parçası olmaktan daha üstün tutmak. Bir yerleri kan ile sulamak bir çocuğun anlına kan sürmek, kan dökme ritüeline giderken kanı dökülen birinin kanlı elbiselerini mistifike etmek. Kırmızı rengi hep bu anlayışa ait görmek…”
Yukarıda kısaca tanımlanan “Kanlın takdisi” halet-i ruhiyesi bilinçaltımıza genetik hafızamız tarafından işlenen ve zaman zaman ancak pek birbirine uymasa da: cinayet işlediğimizde, kurban kestiğimizde, “…” vatan için öldüğümüzde veya öldürdüğümüzde (Noktalı yere bu, şu, o konabilir), hacamat yaptığımızda veya evlatlarımızın alnına kan sürdüğümüzde hissettiğimiz bir neşvedir.
Napolyon: “Devletler insanlar gibidir, bazı hastalıkları ancak hacamat ile tedavi edilebilir” derken siyaset gereği hacamat yapmanın (şayet genç iseniz bkz: eskilerin şifa niyetine sırtlarından kan aldırması işlemine hacamat denir) yani kan dökmenin gerekliliğini hatta meşruiyetini vurguluyordu. Çoğumuz ise vatan için kan dökmeyi meşrulaştırmaktan ziyade kutsal bir eylem olarak addediyoruz. Eminim ki vatan için kan dökme eylemi üzerinde bu kadar açık tartışılacak en son konudur ancak katiyetle bilinmelidir ki: “Kan dökmeyi kandan daha ucuz sayan bir zihniyet daha çok kan kaybetmeye mahkûmdur”. Elbette kanın “son damlasına” kadar dökülmesi gereken durumlar vardır ve bu durumlar her kes için farklılık gösterse de genellikle “varoluş sebebinin yok olma tehlikesi” ekseninde birleşirler. Burada uğruna savaşılan amacın yüceliğinin vurgusu yadsınmaz bir eylem olarak düşünülebilir. Bu amaç kimine göre din, kimine göre vatan, kimine göre onur, kimine göre namus, kimine göre de “tarlasına yabancı birilerinin ineklerinin girmesi” (Doğu’da bazen günlük bir olay gibi gerçekleşiyor) olabilir. Misal olarak kutsal kitapların çoğu “Tanrı uğruna” savaşmaya değiniyor, kan dökülmesini ima ediyor ancak hiçbir yerde bizim başta kanın takdisi dediğimiz neşveyi önermiyor vurgulanan husus araç olan kan değil, amaç…
Kanın takdisinin kutsal kitaplarda tek yapıldığı yer “kurban kesme” eylemidir ki günümüz dünyasında etyemezler (vejeteryanlar) tarafından bu bile vahşet olarak görülüyor.
***
Kutsal metinlerden, bizim kutsal vehmettiğimiz metinlere inelim: Tarihlerin çoğu siyah beyaz olmaktan ziyade kırmızı renk. Tarih kitaplarını okuyup: …..için öleceğim diyen tebrik edilirken, ……için yaşayacağım, …..için savaşacak ve ölmeyeceğim diyene yan gözle bakılıyor. Tarihçiler 2 kısma ayrılıyor:
- Biz ve ötekilerin nasıl bir arada yaşadığını vurgulayan ve bununla iftihar edenler /güvercinler
- Biz ve ötekilerin nasıl da savaştığımızı vurgulayan ve bizim ötekilerden nasıl üstün olduğumuzu vurgulayarak bununla iftihar edenler. (En çok olan kısım) /şahinler
İyi bilinmelidir ki: hangi millet veya devlet ile “ortak tarih” üzerine bir tartışma varsa bunun kaynağı taraflarda mevcut bulunan şahinlerdir. Güvercinler kaderi ise kendi ülkelerinde vatan haini karşı ülkelerin şahinlerince ise büyük bir düşünür olarak nitelendirilme halidir. Kimse yanlış anlamasın diye bilinen bir ad kullanmadan şöyle bir örnek verelim: A şahsı bir Türk olarak geçmişte Türkler ile Ermenilerin nasıl bir arada yaşadığını, dostluklarını anlatsın, bu yazar bu ortak tarihin ürünlerini, günümüze yansımalarını, hatta bu birliktelikten doğan hısımlıkları, millet-i sadıka edebiyatını yapsın veya Ermenilerin Türk şahinlerin kabul etmeyeceği yönlerini anlatsın. Yani bu A şahsı Türkiye’deki bir güvercin olsun. Kaderini açıklıyorum:
Türk şahinlerin A hakkında şablonlaşmış yorumu: A şahsı tarihimizin gerçeklerini ve günümüzün çatışmalarını bir yana bırakarak tarihi pembe bir gözlükle incelemekte tarihimizi küçük düşürmek isteyenlerin ekmeğine yağ sürmektedir.
Ermeni şahinlerin A hakkında şablonlaşmış yorumu: A şahsı ülkesindeki tabuları? Bir tarafa bırakarak gerçekleri? açıklamış “öteki”yi anlayabilen bir yazardır.
Türk ve Ermeni Güvercinlerin yorumu: Bu kesimin ilk iki kesim kadar sabit ve muannit fikirleri olmadığından tartışmaya bile girmezler.
Şimdi gelelim kim bu A şahsı: A şahsını Türk olarak nitelendirdiğimizde olacakları yazdık A şahsının Ermeni de olabilir, taraflar dışında birileri de.
Misalen: Ermeni tarihçi Leo:
“Osmanlı Hükümeti "Rus kışkırtmalarına kapılarak ve Rus silahlarına güvenerek karışıklık ve isyanlar çıkaran Ermeni komiteleri karşısında kendi varlığını korumak hakkını kullanmıştır". Tehcir uygulaması Ermeni çevreleri ve hasım devletlerce "Ermeni katliamı" olarak adlandırılmış ve Osmanlılara karşı büyük bir propaganda kampanyası başlatılmıştır…“
fikrini, yani “şahinlerimizin ekmeğine yağ süren bu cümleleri beyan etmese bugün Ermeni Tarihçi Leo diye birini tanımayacaktık.
Aynı şekilde: Haric-i tarafeyn Amerikalı büyük tarihçi: Justin McCarthy “Ermeni soykırımı yoktur” demese bugün hiçbirimiz, hatta Justin McCarthy’i mahalle kahvesinden tanıyormuş gibi ağzına sakız yapanlar dahil kimse tanımayacaktı.
Justin McCarthy gibi bir tarihçiyi soykırım tartışmaları gündeme düşmeden önce de tanıyan (mahalle kahvesinden değil yazılarından) biri olarak tarafeynin fanatiklerince ya “kutsal ruh” ya da “kahrolası herif” olarak nitelendirilmesine gerçekten şaşırıyorum.
Soykırımın olup olmadığı konumuz dışında diyip geçmeyeceğim: Ben diyorum ki:
Soykırım kesinlikle bir Ermeni yalanıdır
Ya da
Soykırım kesinlikle bir Türk yalanıdır.
Siz “hangi soykırım” sorusundan evvel cümle içinde “yalanıdır” ifadesinden önceki kelimeye bakarak cümleye reaksiyon veriyorsanız bu yazıyı okumayı burada kesin ve işinize devam edin.
Başa dönelim tarihi siyah-beyaz yani objektif olarak yorumlama yerine kırmızı yani “kanın takdisi” ile yorumlamaya devam ettiğimiz müddetçe soykırım sorunu gibi sorunlarla uğraşmaya devam edeceğiz. Bugün Almanya Yahudilere gerçekten bir soykırım yaptığı halde, bizim kadar soykırım sorunu ile yatıp kalkmıyor. Dünyada “jenosid yaptınız” diye nitelendirilen tek millet Türkler olmadığı gibi, “jenoside uğradığını” iddia eden yegane millet de Ermeniler değildir.
Elhasıl mezkur şahin tarihçiler yalnızca kendi ülkelerinde bu tür konuları körüklemekle kalmamakta, tarihin yanlış anlaşılıp yanlış yazılmasına devam etmesine neden olmaktadırlar.
Tarihyazımını Hititlerin Anal Yazımı anlayışı ile: yani “tarihçinin tarihi yanlış yazdığı takdirde Tanrısal gazaba uğrayacağı” inancı ile, orijinal rengi olan siyah beyaz ile yazdığımız ve her ağzı olana kulak vermediğimiz müddetçe tarihin bizleri hep iyi yazacağından şüphemiz olmasın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder